Haydi

Size haydi dünyadaki bütün insanları mutlu edecek bir şey yapalım deseydim ne derdiniz? 6 yaşındaki kuzenime dedim ki; hadi dünyadaki bütün insanları mutlu edecek bir şeyler yapalım. Dedi ki; hadi. 22 yaşındaki kardeşime sordum, nasıl? Dedi. 43 yaşındaki anneme sordum ah keşke yapabilsek dedi. 56 yaşındaki amcama sordum, lan oğlum bunun için mi aradın beni dedi? En iyi anlaştığım arkadaşlarım, dostlarım ise genelde de hep haydi veya benzeri eylemsellik içeren cevaplar verdiler. Çaresizlik sonradan öğrenilen dayatılarak kabul ettirilen bir şeydir. Çaresizlik bir boyun eğiştir. Haydi dünyadaki bütün insanları mutlu edecek bir şey yapalım. Bu gün kendinizi mutlu edecek bir şey yapın yarın ve öbür günlerde de sevdiklerinizi. Haydi!!!

Duvar Yazıları


Her zaman fark edilmeyen bazı birtakım detayları görmek gibi bir huyum var. Bir de bazı ile birtakımı arka arkaya gereksiz kullanmak gibi bir huyum. Detaylara dönersek… bunları görmek faydalı ya da değil bunun üzerine yorum yapamayacağım ama, hayatı keyifli yaşamak ya da keyifli yaşamak için fırsatlar ve bahaneler yaratması açısından oldukça yararlı. Duvar yazılarına bakarım ve okumayı da severim toplumun nabzı biraz da duvarlarda atar bence. Yaşadığım şehirde yeniyim. Ama gelir gelmez kısa süre içinde çok fazla yerini gezdim ve keşfettim. Bu sırada çok fazla duvar yazısı da okudum.

“çare sarıgül” “ads” “demirspor” “ortiler” “sebebimsin” “sevebilseydin” “nazlı ile yiğit” “madem Türksün göster ürksün” “ya Allah bismillah” “TKP/ML” “direne direne kazanacağız” “bull shit” “ağır geliyor” “biji serok apo” “newroz piroz be” “bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor” “AKP’yi istemiyoruz” “çarşı tayyibe karşı” “kahrolsun amerikan emperyalizmi” “bel fıtığı 05…….” “garaj önüdür park etme” “akıllı ol” “bu sevda bitmez” “wildest dream” “allahu ekber” “TKP” “MHP” “ne mutlu türküm diyene” “allahına gurban” “dabuldot verilir”…

bunlardan bazıları.

Yaşadığı yeri şekillendirir insan. Oraya kendinden bir şeyler katar. Evini dekore etmek gibi kentine de imza atar. Duvar yazıları işte bu imzalardan biridir bence. Bu ülkenin her bir şehrinde, en az birer duvarda yazması gereken iki yazı var. Bu bizim geleneğimiz. Bunlardan biri; “BURAYA ÇÖP DÖKEN EŞŞEKTİR!!!!” diğeri de; “TEK YOL DEVRİM!!!” bu şehirde ikisini de göremedim. “buraya çöp dökenin anasını avradını” ya da “çöp dökmeyin onun bunun çocukları” gibi benzerleri vardı ama eşektir yoktu. Aynı şekilde sol cenahın farklı fraksiyonlarına ait yazılar da vardı ama “TEK YOL DEVRİM” i bulamadım. Ve bu geleneği yaşatmak adına harekete geçmeye karar verdim. Dün gecenin köründe eve dönerken zaten bu amaçla alıp arabaya attığım kırmızı boyayı bagajdan alıp şehrin bir eksiğini tamamladım.

Pişman Olmuş Makarna Ya da Bir Ayrılık Hikayesi

Zor günleri yalnız geçirmenin manevi olduğu kadar maddi sıkıntıları da var. Mesela böyle günlerde zaten hiç de keyifli olmayan çamaşır, bulaşık, ütü gibi işler, daha da sıkıcı ve yapması zûl işler oluyor. Misal, bir gün bilgisayarımı açtığımda bir e posta dikkatimi çekti. Makarna seni feysbukta arkadaş olarak ekledi. Onaylıyorsan falan falan… tam ben bu ne lan? Derken arka odadan biri bağırdı;

-abi benim ben!

N’oluyo lan? Evde biri mi var? Falan demeye kalmadan koridora çıktı. Baktım harbiden benim makarna. Ben onu pişireli epey bir olduydu. Sonra durduğu yerde, yeşillendi allandı bu. Büyümeye başladı. Sonra başka bulaşıklar ve yeni yemek artıkları gelince üstüne, bunlarla beslenmeye başlamış büyümüş serpilmiş kocaman adam olmuş benim makarna. N’aber lan marki? İyi be abi işte n’olsun yaşayıp gidiyoruz. Vay be benim makarnaya bak dedim kendi kendime. Epey iyi vakit geçirdik sonra markiyle. Çok şey öğrendi geliştirdi kendini. İçkiye bile başladı kerata. Çektim kulağını baştan, sonra armut dibine düşer diye düşünüp affettim. Kimin makarnası? Ama Allah’ı var markimin hiç öyle sarhoş olup dağıtmaz, adabıyla içer. Kimin markisi? Günlerden bir gün, makarna geldi dedi ki; abi ben ayrı eve çıkmak istiyorum. Niye lan marki? Dedim, kalbini mi kırdım? Bak arada sert davranmış olabilirim ama senin iyiliğin için be koçum. Yok abi dedi estağfurullah, bana karşı her zaman çok iyiydin ama artık benim yuvadan uçma vaktim geldi. Bak koçum dedim dışarıda çok acımasız bir dünya var, kurtlar sofrası bilmezsin sen. Kal, mal… yok marki gitmek istiyor. Bilen bilir, gidene kal derim ama ısrar etmem. Kalmanı tabi ki isterim ama gideceğim diyorsan da yolun açık olsun. Yoksa makarnamın kendi ayakları üzerinde durduğunu görmek beni de gururlandırır. Yolcu ettim makarnamı bir süre idare edecek kadar para da koydum cebine. Uğurlar ola marki! Arada ara sor habersiz bırakma. Merak etme abi hayatımı bi kurayım elini öpmeye gelicem. Bir şeye ihtiyacın olursa hiç çekinme ara. Bak burası her zaman senin evin. Eyvallah abi… iyi niyetlerle güzel dileklerle uğurladım makarnamı. Biraz da hüzünlendim açıkçası. Bir şey geldi oturdu boğazıma yutkunamadım. Beraber yaptıklarımız geldi aklıma efkarlandım. Akşamına bir şişe şarap açtım yalnız içtim. Gamlandım az biraz. Sonra geçti ayrılığın hüznü. Talimliyim yalnızlığa. Geçenlerde haberi geldi. Kayalara gelmiş makarnam. Hemen bir soruşturma, düştüm peşine ama çok geç kalmışım. Yemişler makarnamı. Bulaşığına bile yetişemedim. Meğer çok zor günler geçirmiş markim. Çok fena dara düşmüş borçlanmış, kesmişler yolunu tenhada tırnaklamışlar garibanı. Gurur da yapmış dönememiş. Abi dardayım bir el at da diyememiş. Oysa haberim olsa koyar mıyım makarnamı darda? Velhasıl kelam zalim adamlar yemişler makarnamı sonunda. Üzüldüm tabi pek çok. Kendimi de suçlamıyor değilim aslında. Acaba daha mı ısrarcı olsaydım? Diretirse dövse miydim gitme diye? Kalsa daha mı mutlu olurdu bilmem ama yaşardı makarnam. Kendisi için neyin iyi olduğuna kendisi karar vermeli diye düşündüm. Yenmeden önce bunları o da düşündü mü acaba? Bu benim seçimim kendi yolum yürüdüm buraya kadarmış mı dedi? Yoksa? Bunlar asla cevabını öğrenemeyeceğim sorular. Hayat işte insana neler getireceği hiç belli olmuyor. Siz siz olun bulaşığınızı yıkayın kendinizi böyle İtalyan dertlere gark etmeyin…


77 ocak 2010
saat 01: 1245


Edi Ve Büdü Üzerine Tezler

Senelerdir konuşulur üstüne geyikler çevrilir şakalar yapılır. Edi ile Büdü gey mi?
Ediyle Büdünün gey olduğunu iddia edenlerin elindeki tek argüman “bir evde yalnız yaşayan iki erkek” olmalarıdır. Oysa maceralarına bakıldığında, hal ve hareketleri incelendiğinde, ikisinin gey olduklarına dair bir ipucu bulmak olanaksızdır. Ne yani iki erkek bir evde yaşayınca gey mi oluyor? Biz öğrenciyken beş erkek bir evde kaldığımız oldu… üstelik kimimizin saçı uzun kimimiz küpeli… kimsenin kimseye atlamışlığı da yoktur. Ben Ediyle Büdü’nün gey olmadığını düşünenlerdenim. Hatta bu iddiayı son derece saçma buluyorum. Ama şüphelendiğim başka bir şey var… bence bu ikisi uyuşturucu kullanıyor ola bilir. Hatta çatır çatır içiyorlar bence. Efendim şimdi… bu ikisinin maceralarından bir, ikisini biraz analiz edelim ve olaya bir de bu açıdan bakmayı deneyelim. Bir maceralarında gök gürültülü bir gecede ikisi de yataklarındadırlar. (dikkat buyurursanız ayrı yataklarda yatıyorlar ki gey tezine bence ters) Büdü, pirelere planör eğitimi vermekteyken, Yusuf Ediye mütecaviz bir durum söz konusu. Paşa üç buçuk atmakta… şimdi sen anandan, babandan ayrı, kankanla beraber yalnız yaşayan yağız amarigan genci Edi. Zenci çetelerin sokaklarda adam kestiği, seri katillerin etrafta kol gezdiği, teröristlerin gökdelenleri bombaladığı bir ülkede korka korka şimşekten mi korkuyorsun? Bu şekilde bekar hayatı yaşayan bir adamın yada bir gencin, kendi ihtiyaçlarını deruhte edebilmesi ve şimşek gibi sıradan bir doğa olayından da korkmaması beklenir. Hadi diyelim korkuyor… - ki bence paranoya tribinde- ve Büdüyü bu yüzden uyandırdı. Aralarında kısa bir konuşma geçtikten sonra şöyle dahiyane bir fikir buluyor bu sivri. Çakan her şimşek, Susam Sokağında çekilen bir fotoğrafta patlayan bir flaş. Aman Allahım bu ne dahiyane bir fikir değil mi? Ve birden bire az önce ölümüne korktuğu şimşek korkunç olmaktan çıktı bundan da öte tam manasıyla bir eğlence unsuru oluverdi. Güüüüm!!! Oleeey Hakan abi Zeynep ablanın fotoğrafını çekti hahahahhahahaaaa!!! Şimdi bu eğlence size sağlıklı bir zihnin eğlencesi gibi mi geliyor? Kaldı ki insanlar fotoğraf çekilmeden önce güler. Kimse patlayan flaşa havai fişek muamelesi yapmaz. Iıııırrrrjjjj!!! Hehehe!!! Tahsin usta kırpığın fotoğrafını çekti. Hahahhahahha!!! Aman ne eğlenceli şimdi kendimi keseceğim. Kesinlikle patolojik bir zihin durumu. Üstelik gök gürültüsü dindikten sonra bir de bu duruma üzülüyor paşa. Eğlencesi gitti tabi. Eğer ikna olmadıysanız aşağıdaki videoya bir bakıp biraz daha kurcalayalım bu hadiseyi….









…evet yukarıdaki videoda önce tek başına bir koltukta oturmuş, derinlere dalmış bir Büdü. Birden Edi geliyor ve o meşhur soru. Ne yapıyorsun Büdü? Cevap; en sevdiğim sayıyı düşünüyorum. Kaçınız bu güne kadar bir koltukta oturup, öyle manyak gibi en sevdiği sayıyı düşündü? Üstelik sayı da 6. Yani düşüne düşüne bunu mu düşünüyor? Üzerine düşünülecek çok daha sıra dışı sayılar mevcut. Örneğin pi. Evet pi sayısı gerçekten çok gizemli sıra dışı ve üzerine düşünülmeyi hak eden bir sayı. Üstelik öyle koltukta mal gibi düşünmekten de söz etmiyorum. Bu sayının tümüne gidebilirsin. Gittin baktın bir şey yok. Tümüne varmayı deneyebilirsin. O da olmadı olmayanına ergiyebilirsin. Pi ile ilgili çok şey yapabilirsin. 6 ne lan? Edi bir an duruma yabancılaşıp patlatıyor “bu çok sıkıcı bir iş” ama yok. Büdü uçmuş bir anda şarkı yazmaya başlıyor. Vay babam vay… ne çektin kuzum sen? Sözlere gel… “ altı tuğla düşünürüm” “bazen de altı çubuk” of of of… adam altıya ciddi takılmış. Edi ne yapsa ne söylese bu takıntıdan alamıyor Büdüyü. Bir süre sonra Edi de vazgeçiyor çünkü yolu yok adam başka alemde. Altıya takmış ve yazdığı o saçma sapan şarkıyı söylerken kendinden geçiyor. Üstelik Büdü, konseptin aklı başında karakteri. İkililer böyledir, şişman-zayıf, akıllı-aptal… şimdi bu ikilideki akıllı adamın bu yaptığı aklı başında bir hareket mi? Hayır efendim bunlar kesinlikle sağlıklı zihinlerin yapacağı aktiviteler değil. Bu adamlar her ne kullanıyorlarsa maymun olmuşlar. Tamamen hayattan kopuk bir hayal dünyasında yaşıyorlar. Allah ıslah etsin ne diyelim. Öte yandan bir kuşak bunlarla büyüdü. Kuşağa gel… ipimde kuşağım gezmekte…


71 ocak 2010
01:6625

Kupadan Haber Var

Böyle başlık atınca sanki dünya kupası ya da bir spor müsabakası kupası gibi bir algılama oluşabilir ilk bakışta. Ama olmasın çünkü kupa dediğim çay veya kahve içilen saplı cam bir bardaktan başka bir şey değil. Yapısı ve işleviyle herhangi bir sıra dışılık arz etmeyen bu bardak, ona yüklenen anlam açısından ise artık önem arz ediyor. Şöyle ki; şimdi efendim bu kupa biz öğrenciyken ev arkadaşımın kupasıydı. Bilirsiniz üniversite öğrencileri mezun olurken, yaşadıkları evdeki bütün eşyalarını alıp götürmezler. En azından bizde öyleydi. Eşyalar sonraki kuşakların da kullanması için ev ahalisine bağışlanırdı. Mevzu bahis kupa arkadaşıma mezun olan birinden kalmış. O da kupayı çok sevmişti. Sağlam çay tiryakisi olan bu zat her zaman o kupadan çay içer hatta çantasında okula çıkarır kantinde de çayını o kupaya alırdı. Mezun olurken de bıraktı kupayı. Ben devraldım kupayı ve onunla çay kahve içmeye başladım bir süre kullandıktan sonra da mezun olurken ben de kupayı bıraktım ama bu defa kupayı benden sonra ilk mezun olacak arkadaşa teslim edip; bak moruk bu kupanın olayı budur. Bana eski mezunlardan kaldı sen de mezun olurken bu kupayı senden sonra mezun olacaklara bırak. Bu bundan sonra mezuniyet kupası olsun diye de şakayla karışık tembih ettim. Ben arkadaşımın bu olayı ciddiye alacağını hiç tahmin etmemiştim. Hadi o bunu ciddiye aldı, ondan sonrakilerin bunu devam ettirmesi o bana olanaksız görünmüştü. Bir geyik olarak kalmıştı benim nazarımda bu olay. Lakin öyle olmamış. İnsanlar bunu bir gelenek haline getirmiş ve kupa beş yıldır nesilden nesile geçmiş ve fakültede efsane olmuş. Hatta kupanın kimde olduğuna dair spekülasyonlardan tutunda kimdekinin gerçek kupa olduğuna dair söylentilere varıncaya kadar dallanıp budaklanmış olay. Sahteleri türemiş. Başka insanlar da böyle gelenekler başlatmaya başlamışlar. Bu muhabbetler bizim dönemimiz de beraber öğrenci olduğumuz şimdiki araştırma görevlilerinin kulağına kadar gitmiş. Bana da onlardan biri söyledi durumu. Onlar tabi biliyorlar bu olayın çıkış noktasının ben olduğumu ve benden sonra ilk kime kaldığını… hatta ondan da muhtemelen kime kalmış olabileceğini falan düşünüp gerçek mezuniyet kupasının hangisi olabileceğine dair aydınlatmışlar kamuoyunu. Ben biraz tuhaf karşıladım bu durumu. Yani ben anılarına sıkı sıkıya bağlı ve eşyalarına da anlam yükleyen kişileştiren bir insanım ama herkesten böyle davranması beklenmez. Kimisi için bardak bardaktır. Ve bu bardak seni tanımayan birinin eline geçtiğinde senden gelen maneviyat anlamsızlaşır. Neden insanlar buna bu kadar değer verdiler? Yani ben bile bırakırken bu kadar ciddiye almamıştım. Sonradan biraz kafa yorunca idrak ettim mevzuyu. Hatta açtım sordum teyit ettirdim. Ben bu kupayı bırakırken şaka olsun diye bu kupa uğurlu bunu alan mezun oluyor diye bir kelam etmiştim. Ama bunu çok laf arasında ve gayet de ciddiye almayarak ve alınmasını beklemeyerek söylemiştim. Düşüncem elden ele bir eşya, bir nesilden diğerine geçse bu bir gelenek olsa ve benim gibi başkalarının da öğrenciliği de böyle renkli olsa gibilerinden bir şeydi. Ama kendim bile inanmamıştım. Öte yandan benim arada dalga geçmek niyetiyle ettiğim en az ciddiye aldığım kelam en fazla itibar gören olmuş. Uğur!!! Ciddi şekilde bardağın uğruna inanan tipler varmış. İnsanların batıl inançları benim bardağı meşhur etmiş. Benim istemediğim bir mecradan aksa da olay, amacıma ulaşmış görünüyorum. Biraz megalomanca olacak ama; geçtiğim yerlerde ve hayatlarda iz bırakıyorum. Evet bitti!!!
(biraz değil bayağı bildiğin megalomanlık lan bu)

66 Ocak 2010
saat 01:1215